İlim Ve Esrar Hazinesi-1528 (001255)

İndirim Oranı : %31 İndirim
Fiyat : €18,63(KDV Dahil)
İndirimli : €12,78(KDV Dahil)
:

İLİM VE ESRAR HAZİNESİ

Gunye'tüt Talibin

  • Çevirmen: Faruk Meyan
  • ISBN
  • 9786055126056
  • Baskı Sayısı Baskı
  • Dil TÜRKÇE
  • Sayfa Sayısı 527
  • Cilt Tipi Ciltli
  • Kağıt Cinsi Kitap Kağıdı
  • Boyut 5 x 24 cm

ÖNSÖZ  

BİSMİLLÂHIRRAHMÂNİRRAHÎM

 HER HAYIR KAPISININ ANAHTARI BESMELE.

BAŞLIYALIM KİTABA YÜCE ALLAH İSMİYLE.

İHSAN KAPILARINI SEN BİZE AÇ, YÂ RABBİ!

ÜSTÜMÜZE BEREKET. MAĞFİRET SAÇ, YÂ RABBİ!

Devamlı var olan, Ondan başkası Onunla varlıkta duran, varlığı­nın başlangıcı ve sonu olmıyan, zâtında, sıfatlarında ve işlerinde ben­zeri ve ortağı bulunmıyan, yaratılmışlardan hiçbirine benzemiyen; diri, bilici, işitici, görücü, dileyici, gücü yetici, söyleyici ve yaratıcı olmak sıfatlarına sâhib olan Allahü teâlâya, Ol emri ile yarattıkları­nın sayısı kadar, sevdiği ve beğendiği gibi hamd ü senalar olsun!

 Bütün dualar, iyilikler onun Peygamberi ve en sevdiği kulu, insan­ların her bakımdan en güzeli, en üstünü olan Muhammed Mustafa'ya ı sallâllahü aleyhi ve sellem) ve onun yüksek, temiz ve Nûh aleyhi*-selâmın gemisi gibi olan Ehl-i Beytine ve haklarında:

 «Eshâbım gök­teki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız, kurtulursunuz» buyurulan Eshâbının hepsine (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) ve bunları se­mlere ve izlerinde gidenlere olsun!

 Cenâb-ı Hak, bütün insanlara, sayılamıyacak kadar çok ni'met, iyilik vermiştir. Bunların en büyüğü, en kıymetlisi olarak da, Resuller re Nebiler (aleyhimüsselâm) göndererek ebedî saadet yolunu göstermişdir ve: «Ni'metlerimin kıymetlerini bilir, emrettiğim gibi kullanır­sanız, onları arttırırım. Kıymetlerini bilmezseniz, bunları beğenmezse-z elinizden alır, şiddetli azâb ederim» buyurmuştur.

 Peygamber efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) bir hadıs-i şe­rif de: «Ümmetimin âlimleri, Benî İsrail'in Peygamberleri gibidir», di­ğer bir hadîs-i şerifte de: «Âlimler Peygamberlerin vârisleridir» bu­yurdu. İmâm-ı Rabbani (kuddise sirruh), bu ikinci hadîs-i şerifi açık­larken şöyle buyurur: Vâris, vârisi olduğu kimsenin, her şey'inde vâ­risidir. Peygamber efendimizin (sallâllahü aleyhi ve sellem) vârisi olan­lar da, her hususta onun vârisidir. İlminden, ahlâkından, nübüvvet ıc vilâyet kemalâtından hisselerini alanlardır. Yalnız fıkıh bilgisi olana fıkıh âlimi, yalnız tasavvuf bilgisi olana tasavvuf âlimi, yalnız ke­lâm bilgisi olana da kelâm âlimi denir. Hepsini kendinde toplayana (âlim) denir. İşte hadis-i şerif de, peygamberlerin (aleyhimüsselâm) vârisleri diye bildirilen âlimler, bu âlimlerdir.

 Kur'ân-ı Kerîm'i ve Peygamber efendimizin (sallâllahü aleyhi ve sellem) hadîs-i şeriflerini ezberliyen, derin manâlarını, peygamberlik kandilinden aldıkları nur ile anlıyan, ilmin, amelin, takvanın, kere­min, cömertliğin, vilâyet, ihlâs ve mânın sembolü olan meşhur dört mezheb imâmı ve Süfyân-ı Sevrî, Cüneyd-i Bağdadî, Ma'rûf-ı Kerhı, Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (rahmetullahi aleyhim) vâris olan bu âlimlerin, en önde gelenleridir. Cahillik, taşkınlık ve sapıklık sahrala­rında dolaşanlara yol gösterici, insanlığın, insafın dışına çıkmış olan­ları uyana, şeytana, nefse ve aldatıcı dünyaya kapılanlara sözleri, ke­rametleri yakıcı yıldırımlar gibi inip şaşırtıcı ve geriye döndürücü; ibâdet edenlerin, İslâm ahlâk ve edebini kendine mâl edip bunlarla yaşayanların, takva, verâ ve ihlâs sahihlerinin, kendinden kurtulup Allahü teâlâya yaklaşanların, kendi varlığını unutup Hak ile. bekaya kavuşanların, ömürlerini âhiretlerinin sermayesi yapanların, korku, v;nîd, tevekkül, rızâ, sıdk, muhabbet ve aşk sahralarında dolaşıp, susuzluktan yananlara Nisan bulutu gibi rahmet akıtanların imdadına yetişici, tepeden tırnağa kadar şeriate uyup, tarikat ve hakikatin sır­larına kavuşan bu âlimler ve gerçek mutasavvıflardır. Onlardan ne ka­dar konuşulsa az, onlar ne kadar övülse az, onlar ne kadar sevilse yine azdır. İslam dininin tümünü kendilerinden sonrakilere ulaştırmak için gece gündüz çalışan, din ve vatanlarını düşmanlardan korumak için istirahatlarından vazgeçip, Allah yolunda şehid olan o necîb insan­lardır.

 

 

Eûzü Besmele okuyarak bugünkü Türkçeye çevirmesine başladı­ğım Gunyetü't-Tâlibîn kitabı Gavsü's-Sakaleyn, Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin (kuddise sirruh) en tanınmış, en kıymetli, kitâblarındandır. Kitabın aslı arabî dil ile yazılmıştır. İlk defa, Sultan Abdülhamid han zamanında Süleyman Hasbî tarafından hicri 1304 "yılında Osmanlıcaya çevrilmiş ve Matbaa-i Osmaniyye'de basılmıştır. Dil oldukça ağırdır. Bu çevirimizde elden geldiği kadar, kitabın üslûbunu bozma­mağa, bunun yanında herkesin anlıyabileceği sâde bir dille yazmağa gayret ettik.

 

Ancak memleketimizde hanbeli mezhebi yaygın olmadığından, fı­kıhla ilgili birkaç sahifeyi bu tercümeye almadık. Yanlış anlama ih­timalinden çekindik.

Okuyunca gerçek bir hazine olduğunu kabul etmemek imkânsız. Bilinmiyen, duyulmayan bir ilim ve esrar hazinesi. Çevirme süresince bu iki kelime zihnime ve kalbime o kadar yerleşti ki, bu çeviriye ister istemez. ÎLİM ve ESRAR HAZÎNESİ adını verdim. Talebe için yeterli bilgiler anlamına gelen Gunyetüt Tâlibîn kitabını Osmanlıcaya çevi­ren Sülyman Hasbî bey, tercümesine Umdetü's-Sâlihîn adını vermiş­ti. Yâni Âllahü teâlânın sevgili kullarının esas tâkibedecekleri yol de­mektir.

 

Her söz, sahibine göre kıymet kazanır, sözü gereğince kitabın için­dekiler hakkında fazla yazmağa lüzum yok. Kısaca içinde Ehl-i Sün­net itikadını, sapık fırkaları, ibâdetleri, haram, helâl, emr-i ma'rûf, nehy-i münker, tevbe, ihlâs, sıdk, kıymetli günler ve geceler, edeb, ah­lâk, tavassuf ve daha birçok her mü'mini, her insanı ilgilendiren ko­nular vardır. Bazan bir konuyu çok derinliğine ve genişliğine işlediği­ni görecek, âyet-i kerimelerin tefsîrlerindeki ince manâlarının farkına varacak, kendinizi câhü ve uzak, o büyük âlimi ve velîyi pek derin ve yakîn bulacaksınız. Bazan Cennet ve Cehennem hakkındaki geniş bil­gileri okurken, kendinizi unutacaksınız. Bazan kıssaları okurken, bu­lunduğunuz zamandan sıyrılıp, binlerce yıl öncesini yaşıyacak, görür gibi olacaksınız. Bazan tariflerin çoğunluğundan İslâm âlim ve mu­tasavvıflarının ilim ve hallerine şaşacak, onları engin denizde yüzer, kendinizi ise sahilden onları seyreder bulacaksınız. O halde, dikkatli, edebli, öğrenmek ve yapmak arzusuyla okunursa, çok büyük fâidelere sebeb olacaktır. Herkes muhabbeti derecesinde feyz bulacaktır. Nite­kim: «Evliyanın sözünde rabbani te'sir vardır demişlerdir.”

 

Abdülkâdir-i Geylânî (kuddise sirruh), Gunyetü't-Tâlibin kitabı­nı arabî dil ile ve Hanbelî mezhebi üzere yazmışdır. Bununla beraber bir fıkıh kitabı olmayıp genel anlamda ilmihâl ve ahlâk kitabıdır. Şu kadar var ki, içinde ibâdetle ilgili kısımları okurken, mezhebimiz İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe mezhebine ve diğer mezheblere uymıyan bazı kısımlara rastlanırsa, yanlıştır dememeli, Hanbelî mezhebinin dört hak mezhebden biri olduğunu düşünmelidir. Bazı yerlerde köşeli parantez içinde, bazan sahifenin altında bunlara işaret eder, az da ol­sa bir iki açıklama yaparız. Bunun için okuyucularımız, ibâdet kısım­larını okurken herhangi bir şübheye düşmesinler. İctihâd olduklarını, bir müctehidin din imamının âyet-i kerimelerden, hadîs-i şeriflerden ve icmâ-ı ümmetten çıkardığı hükümler olduğunu bilsinler. Dînimizin dört sağlam delilinden, dördüncüsü (kıyası fukaha) olduğunu herkes bilir. Ve yine herkes bilir ki, içtihadında yanılana bir, doğruyu bulana iki veya on sevab vardır.

Muhyiddin Ebû Muhammed Abdülkâdiri Geylâni (kuddise sirruh) Gavs-ı A'zamdır. Evliya ve âlimlerin en büyüklerinden olup, insanlara ve cinlere feyz veren, yardımcılarına, feryâdlarına yetişenlerin en büyükler indendir. Hem seyyid, her şerifdir. Yâni hem îmâm-ı Hüseyin hem de îmâm-ı Hasan (radıyallahü anhümâ) evlâdındandır. Babası­nın adı Ebû Salih Mûsâ'dtr. Hicrî 471 (m. 1078) yılında İran'ın Geylân kasabasında dünyaya gelmiş, 561 (m. 1165) yılında Bağdad'da vefat etnuştir.

Annesi Ümmü'l-hayr Fâtıma bint-i Şeyh Abdullah Sûmî anlatır: Oğlum Abdülkâdir dünyaya geldiği zaman, Ramazan-ı şerif ayında gündüz bir kere süt emmedi. Bir defa Ramazan ayının başlayacağı günlerde hava bulutlu idi. Annesine gelip sordular. Bugün oğlum Ab­dülkâdir süt emmedi dedi. Anladılar ki, o gün Ramazan imiş. İlk ilim­leri memleketinde ikmâl edip hicrî 488 yılında Bağdad'a gelmiş, Kâ-dî Ebû Saîd Mahzûmî'den fıkıh ilmini, Ebû Bekr bin Muzaffer ile za­manındaki diğer hadîs âlimlerinden hadis ilmini öğrendikten sonra va'za ve müderrisliğe başlamışdır.

Sonra çok meşhur oldu. Dünya, ismini duydu. Zamanının imâmı oldu. Önce Şafiî olup, Hanbelî mezhebinin unutulmak üzere olduğunu görünce, Hanbelî mezhebine geçti. Edebî ilimleri Ebû Zekeriyyâ Teb-rizî'den öğrendi. Talebe iken de, müderris iken de kendi kazancı ile geçinirdi. Ebû Sa'd-ı Semnânî gibi meşhur âlimler kendisinden hadîs-i şerif öğrenip, bildirmişler, hadîs ilminde icazet almışlardır.

 Hadimi hazretleri Berîka kitabının 377. sahifesinde: «Tasavvuf bü­yüklerinin çoğu müctehiddir; Gazali, Sevrî ve İbrahim bin Edhem böy­ledir» diyor. 385. sahifesinde de: «Meşhur olan tasavvufçularm çoğu derin âlim ve müctehid idiler diyor. Buradan anlaşılıyor ki, Abdülkâ­dir-i Geylânî müctehid idi. Çünkü tasavvuf çaların en büyüklerindendir.

 Uzun zaman Bağdad'da vaaz ve ders okutma ile meşgul olup, mec­lisi havassın ve avamın feyz kapısı oldu. Sonra uzlete çekilip riyazetle yaşamaya başladı. Daha sonra seyahate çıkıp, nefs mücâhedesi ile uğraştı. Sahralarda kalıp zühd ve ibâdet eyler oldu. 521 de yeniden meclis kurup, insanlara ilim ve feyz sunmağa, ma'rifetler saçılan di­linden ilâhî hikmetler saçılmaya başladı. Yakından uzaktan sohbet ve huzuruna koştular. 528 de Ebû Sa'd medresesinde ilim öğretme işini üzerine aldı. Tasavvufa dâir bir çok kitabı vardır. Takva ve tasavvufa âid marifet dolu sözleri çoktur. Kitâblarından bazıları şunlardır: Gunyetüt Tâlibîn, Fütûhü'l-Gayb, Behcetü'l-Esrâr ve Hakikat ve Ma'rifete âid Divânı A'zam adında manzum bir kitabı da vardır. Yüksek zâtının tercüme-i hâlini, keramet ve makamlarını bildiren çeşitli dillerde bü­yük ve çok sayıda kitâblar yazılmıştır. 561 de Bağdad'da vefat eyledi. Türbesi oradadır ve insanların ziyaret yeridir. Çok süslü bir türbesi vardır. Tarîkat-ı aliyyeleri, İslâm memleketlerinin her tarafında yayılmışdır. Doksan yaşında vefat eyledi.

 Buyurdu İçi: Küçük idim. Arefe gününde çift sürmek için tarla­ya gittim. Bir öküzün kuyruğuna tutunup ardından gidiyordum. Dö­nüp bana «Sen bunun için yaratılmadın ve bununla emrolunmadın” dedi. Korktum, geri döndüm. Evimizin damına çıkdım. Hacıları gör­düm. Arafat'ta vakfeye durmuşlardı. Anneme gidip: «Beni Hak teâlânın yolunda bulundur ve izin ver de Bağdad'a gidip, ilim öğreneyim, sâlihleri, evliyaları ziyaret edeyim» dedim. Annem sebebini sordu. Gör­düklerimi anlattım. Ağladı. Kalkıp, babamdan miras kalan seksen altunu getirdi. Kırkını kardeşime ayırdı. Kırkını elbisemin koltuğunun altına dikti ve gitmeme izin verdi ve herhalde doğruluk üzere olmam için benden söz aldı. Beni uğurladı ve «Hadi, Allah selâmet versin oğ­lum. Allah için senden ayrıldım. Kıyamete kadar bir daha yüzünü göremem» dedi. Ben de küçük bir kafile ile Bağdad yolunu tuttum. Hemedânı geçince altmış atlı çıkageldi. Kafilemizi bastılar. Hiç biri bana saldırmadı.

Aniden biri yanıma geldi ve: «Ey fakir senin hiç bir şeyin var mı?» dedi. Kırk altınım var dedim. Nerededir dedi. Kaftanımın koltuğunun altına dikilmiştir dedim. Kendisiyle alay ettiğimi sandı. Beni bırakıp gitti. Bir başkası geldi. O da böyle sordu Ona da aynı cevâbı verdim. O da bırakıp gitti, ikisi birden, reislerinin önüne gidip, aramızdaki konuşmayı naklettiler. Reisleri beni çağırttı. Bir yerde kafileden aldıkları malları taksim ediyorlardı. Yanma gittim. Paran var mıdır? dedi. Kırk altınım var dedim. Paltomun koltuk altını sök­melerini söyledi. Söktüler. Dediğim altınları bulup çıkardılar. Sana ne oldu ki, böyle doğru söylüyorsun? dedi. Anneme, her halde doğru söy­lemek, doğru olmak için söz vermişim; hiyânet edemem dedim. Re­isleri bunu duyunca ağladı ve: «Bu kadar senedir ben, beni yaratıp, yetiştirene verdiğim söze hıyanet ediyorum» dedi. Böyle dedi ve tevbe eyledi. Yanındakiler de: «İnsanları soymada, yol kesmede sen bi­zim reisimiz idin, şimdi tevbede de bizim reisimiz ol» deyip, hepsi elim­de tevbe ettiler. Kafileden aldıkları malları geri verdiler. İlk defa elimde tevbe edenler, bu altmış kişidir.

 Mısra':

Gül bahçemi gör de, baharımı anla.

 Tasavvufta Kadiri tarikatının kurucusudur. Bu yol ismini ondan almışdır. Dünyâya gelmeden önce, Bağdad âlimleri tarafından, gele­ceği müjdelenmiş, onun ayaklarının, zamanındaki bütün evliyanın omuzları üzerinde olacağı haber verilmişdir.

 İmâm-ı Vâfî târihinde, Abdülkadiri Geylani'nin (rahmetullahi aleyhimâ) kerametleri için şöyle yazar: «Kerametleri sayılamıyacak kadar çoktur. Dinde imamlık derecesine çıkanlardan, onun keramet­lerinin tevatür hâline geldiğini duydum. Bu dinin, âlim ve velîleri söz birliği ile diyorlar ki, Abdülkâdir-i Geylânî'den (kuddise sirruh) gö­rüldüğü kadar hiçbir velîden keramet görülmemişdir.

 Tasavvuf yolundaki hâlini, yine kendisinden dinliyelim: Yıllarca bir yerde durdum. Allahü teâlâya söz verdim ki, beni başkası yedirmedikçe yemiyeceğim. Lokma lokma ağzıma komazlarsa ve su vermezler­se kendiliğimden içmiyeceğim. Bir defa kırk gün yemedim. Kırk gün­den sonra birisi geldi. Bir parça yemek getirip gitti. Nefsim yemeğe saldıracak gibi oldu. Çok acıkmış olduğum halde, Allahü teâlâya ver­diğim sözü bozmayacağım dedim. Duydum ki, içimde bir kimse feryâd ediyor, avazı çıktığı kadar bağırıyor ve açım, açım diyordu. Aniden Şeyh Ebû Said Mahzûmî (kuddise sirruh) yanıma geldi ve bu sesi du­yup: «Ey Abdülkâdir, bu ne sestir?» dedi. Bu nefsimin ızdırabıdır, ru­hum rahat ediyor, kendi sahibini müşahedededir dedim. Bizim eve bu­yur dedi. Nefsime, burdan çıkmıyacağım dedim. O anda Ebûl Abbas Hızır aleyhisselâm içeri girdi. Kalk Ebû Saîd'in huzuruna git dedi. Kalktım gittim. Ebû Saîd evin kapısında ayakta durmuş beni bekli­yordu. Ey Abdülkâdir, benim dediğim kâfi gelmedi de, Hızır'ın söyle­mesini mi bekledin? dedi. Beni içeri aldı. Hazırladığı yemeği, lokma lokma ağzıma koydu. Doydum. Sonra bana hilâfet verdi. İcazetname­sinde Şeyh Ebû Muhammed Abdülkâdir bin Salih bin Abdüllah-ı Cey-~ lânî Ebû Saîd Mübarek bin Alî Mahzûmî'den, o da mürşidi Ebû Hasan Alî bin Muhammed Yûsuf Karaşî-i Hünkârî'den, o da mürşidi Ebûl Ferec Tartuşî'den, o da mürşidi Fadl Abdülvahid bin Abdülaziz Temîmi'den, o da mürşidi Ebû Bekr-i Şibli'den (kaddesallahü ervâhahüm) icazet aldı yazılıdır.

 Buyurdu ki: Münâcâtta idim. Yanıma birisi geldi. Kendisini ta­nımıyordum. Arkadaş olalım mı dedi. Olalım dedim. Fakat muhalefet etmemek şartıyla dedi. Muhalefet etmem dedim. Burada bekle gelece­ğim dedi. Gitti. Bir yıl sonra geldi. Aynı yerde onu bekliyordum. Bir müddet beraber oturduk. Kalktı gitti. Ben gelinceye kadar buradan ayrılma dedi. Yine bir sene bekledim. Geldi. Yanında ekmek ve süt getirdi. Ben Hızırım, bunları sana getirmemi söylediler ve: «Kalk Bağdad'a hareket et» buyurdu. Beraber Bağdad'a geldik.

 İmamı Rabbani, müciddid-i elf-i sani (kuddise sirruh) Mektubatının üçüncü cildi, son mektubunda şöyle buyuruyor: «Allahü teâlâya kavuşduran yollar ikidir. Biri nübüvvet, diğeri ise vilâyet yoludur. Bi­rinci yol peygamberlere, eshâbına ve onlardan sonra gelen ümmetin­den pek azına nasîb olur. Bu yoldan kavuşdurdukları, aracı ve tavassutsuzdur. Aracıya ihtiyaç yoktur. Burada biri diğerine perde ve vâsıta olmaz. İkincisinde esas vâsıtadır. Vasıtasız zordur. Bu yol Pey­gamber efendimizden sonra (sallâllahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Alî'ye (kerremallahü vecheh) verildi. Ondan sonra sırası ile oniki imâ­ma verildi. Onlardan sonra her kime feyz gelirse, onların vâsıtası ile gelirdi. Ya'nî oniki imâmdan başkasına asaleten bu yol teslim edil­medi. Vaktâ ki, sıra insanların ve cinlerin gavsı Hazret-i Abdülkâdir-i Geylânî mahbûb-ı Sübhâni'ye (radıyallahü anh) geldi, oniki imâmın vazifesi, ya'nî bütün vilâyet yolundakilere feyz verme işi ona veril­di. Kıyamete kadar bu büyük işi ona yüklediler. İkinci binin yenileyicisini de bu işte Abdülkâdir-i Geylânî'nin vekili eylediler. Nakşiben­dî yolundan Allahü teâlâya kavuşanlar, hattâ ileride gelecek olan Mehdi (aleyhirrıdvan) birinci yoldan kavuşurlar.» Daha geniş bilgi Mektûbât'ın üçüncü cildinin son mektubunda (123. Mektûb) vardır. Oradan okuyabilirsiniz.

 Velhâsıl mübarek vücudları ile dünyanın neler neler kazandığı anlaşılıyor. Ve yukarıdaki mektûbdan büyüklüğü belli oluyor. Vazi­fesinin kıyamete kadar devam edeceğine işaretle kendisi şöyle buyurur:

 Beyt :

 Önceki güneşlerin hepsi battı ve gitti

Bizim güneşimizse batmıyacak ebedi.

 İmâm-ı Rabbani (kuddise sirruh) buyuruyor ki: «Abdülkâdir-i Geylânî (kuddise sirruh) vilâyet-i Muhammediyye'nin son noktasına ulaşmışdır. Bu ümmette en çok keramet ondan görülmüşdür. Bir gün hutbe okurken, Hızır aleyhisselâmın, kapının önünden geçmekte ol­duğunu görmüş ve: «Ey İsrail oğlu, gel de hazret-i Muhammed'in (aleyhisselâm) mübarek sözlerini dinle buyurmuştur.

 Gavs-i A'zam Abdülkâdir-i Geylânî ve menkıbeleri hakkında çok sayıda kıymetli kitablar ve risaleler yazılmış, çok değerli ve üstün söz­ler söylenmiştir. Kitabın önsözünde daha uzun bahsetmek uygun ol­madığından, okuyucuların da kitaba rağbetlerini görünce, yüksek hâl ve menkıbelerini, eşsiz kerametlerini, az da olsa duyurmak, o batma­yan Güneş'i müslümanlara biraz olsun tanıtabilmek için, çeşitli kıy­metli kitab ve risalelerden, arabca ve farsca eserlerden tercüme ederek, kitabın altıncı baskısının sonuna altmışüç menkıbe olarak, bir risale hâlinde ekledik. Okuyan din kardeşlerimin hayırlı dualarını istirham ederim.

 Aziz okuyucu! Kıyamet yaklaşmakta, irtidat, küfür, bid'at moda olmakta, sünnetler örtülmekte olan bu zamanda, sonsuz saadet, ebedî kurtuluş ancak ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarını okumak, inanmak, yapmak ve yaptırmakla, bunun yanı sıra Cenâb-ı Hakkın sevgili kul­larının sevgisini gönüllerde bulundurmakla ele geçer. O din büyükle­rini sevmek, onlara uymak, her ne olursa olsun, dünya ve âhiret seâdeti için yetişir. Din imamlarını, din âlimlerini ve irfan ordusu ku­mandanlarını rehber edip, onların ardı sıra gitmek, uzağı gören akıl sahihleri için kaçınılmaz bir çâre, hattâ şükran borcunun edâsıdır. Din hükümlerinin yapılması, ya'nî emir ve yasaklara riayet edilmesi, on­ları sevmekle kolay olur. Onları sevenler sevgili olur. Sevgililerin gö­nüllerinde sırlar bulunur.

Bu sırlar seven ile sevgili arasında kalır. Ama gönülleri her gün yeşerip, renk renk çiçekler açan gül bahçesi hâlini alır da, sessiz gecelerde sevgililerinin yâdıyla diri olurlar. İn­sanlar uykudayken onlar uyanık, insanlar karanlıkta iken onlar nur­lu ve ışıklı olur. Rü'yâları, hayalleri kadar tatlı, hayâlleri ibâdet gibi lezzetli, ibâdetleri ise yalnız Allah rızâsı için olup ihlâslıdır. Muhlis olmaktan bile kurtulup, muhlâs olurlar. Kalb gözleri açılır. Keşfler başlar. Ledünnî ilimlere kavuşurlar. Dünya onlara dar gelir. Âlem-i melekûtu seyrederler. Hattâ zamanın dışına çıkanları olur. Böyle bü­yük mürşidlerin bakışları hasta kalblere şifâ, huzur ve sohbetleri kim-yâ-i saadettir. Onlar sarsılmaz ve yerinden oynamaz dağ gibi metin, gönülleri umman gibi engin olur. Dillerinden hikmet akar, kalblerinden rahmet. Yârabbî bize onları sevdir, yollarında bulundur, hürmetlerine afvet!

 Aziz okuyucu! İslâm dininin bilgilerini, İslâm âlimlerinin, Allahü teâlânın seçkin kullarının kitâblarından okuyup öğrenmelisin. Her ga­zete ve din perdesi altında yazılmış kitâblardan din öğrenilmez. Din kitabı almak için, önce yazarının kim olduğunu, dinimizdeki ve din âlimleri arasındaki yerini bilmek lâzımdır. Hiçbir dînî sorumluluk duy­madan, alelade bâzı maksadlarla, doğru- yanlış sayısız din kitabı çıka­rılıyor. Din kitabı yazmak için korkmak, titremek ve büyük sorumlu­luk altına girdiğini düşünmek lâzımdır. Bunun için de, ilmi çok, edebi çok, sorumluluk duygusu ve Allah korkusu çok olan Allah adamları­nın kitâblarını okumaktan başka kurtuluş çaresi yoktur. «Allah için din, hâlis olan dindir» âyet-i kerimedir. Doğru sözler arasına birkaç yanlış manâ sokuşturup, böylece maksadlarına kavuşan veya İslâm âlimlerinden ve mezheb usûllerinden ayrılan âlim taslakları ve per­vasız reformcular, bilhassa bu asırda dünyanın her yerinde esefle gö­rülmektedir. Ve maalesef çoğu, dışardan olan bu yeni türedi sorum­suzların, reformistlerin kitâbları hemen Türkçeye tercüme ediliyor.

Tercüme edenler hatâlarını görüp bâzısını tercümelerine dere etme­dikleri oluyor. Ama çoğu kalıyor. Bunlar mezheblere önem vermiyor­lar. Hattâ mezheblerden söz etmiyorlar, islâmın esasını yıkmak için yahûdî, İngiliz oyununa âlet oluyorlar. Mason olanları da az değildir. Hâşâ! Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimize (sal­lâllahü aleyhi ve sellem) iftira ediyorlar. Bunların kitablarını değil, bu dîn-i mubîni bize ulaştıran ve bunu korumak için, kanlarını ve canlarını seve seve fedâ etmiş olan yüksek atalarımızın, aziz ceddimi­zin yazdıkları ilmihâl kitablarını okumalısın. İtikâd, ibâdet ve mu­habbet mademki, kul ile Allahü teâlâ arasındadır, o halde riya, göste­riş bulunmamalıdır. Allahü teâlânın huzurunda kendini sorumlu tut­mak, her iş, her düşünce ve hâlinin Allahü teâlâ tarafından bilindi­ğini kabul edip, edebli olmalıdır.

 İslâm semâsının sönmiyen güneşi, büyük âlim ve velî Abdülkâ­dir-i Geylânî'nin (kuddise sirruh) ilim ve esrar hazinesi olan bu kıy­metli eserini çevirmeği bu günâhı çok, aklı ve ilmi az kuluna nasîb ettiği için Allahü teâlâya sayısız hamd ü senalar olsun!

Allahü teâlâ kusurlarımızı afv eylesin. İbâdetlerimizi ve tevbelerimizi kabul eylesin. Her iki cihanda sevdikleri ile bulundursun. Kalblerimizi ehl-i sünnet itikadı üe, azalarımızı şerîate uygun amel ile zinetlendirsin. Kendi sevgisini, Habîbinin (sallâllahü aleyhi ve sellem) sevgisini, Ehl-i beytin ve her biri hidâyet yıldızı olan Eshâb-ı kiramın (aleyhimürrıdvân) sevgisini, âlim ve evliya kullarının sevgisini kalblerimizde arttırsın. Bu sevgi ile yaşatsın, bu sevgi ile öldürsün. Hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak tanıtsın. Âmin. ( gunyetüt talibin kitap, gunyetüt talibin al oku, gunyetut talibin kitabı,  abdulkadir geylani gunyetut talibin, berekat yayınevi, a.faruk meyan tercümesi gunyetüt talibin 

   A.Faruk Meyan

            MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ

  Bütün ni'metlerin hakikî sahibi olan Allahü teâlâ'ya hamdolsun. Peygamberlerin efendisine. Âline ve ashabına salât ü selâm olsun, Gavs-i A'zam, Arab ve acemin senedi, insan ve cinlerin ışığı, İs­lâm dininin kuvvetlendiricisi Ebû Muhammed Abdülkâdir-i Geylânî (kuddise sirruh) Besmele'den sonra «Elhamdüillâh» kelimesi ile ki­taba başlıyor ve diyor ki:

 

Bütün kapılar Allahü teâlâ'ya hamd ile açılır; bütün kitâblar O'nun zikri ile meydana gelir, âhirette ni'mete kavuşanlar, O'na hamd ile kavuşurlar. İsmi, bütün dertlere şifâdır. Bütün sıkıntı ve belâlar onunla kalkar. Eller O'na açılır. Her halde O'na yalvarılır, O'ndan istenir. O, çeşitli dillerle kendisine yapılan hitablan, sesleri duyar. İstenenleri verir. O halde hamd, her şey'in iyisini yapan Al­lahü teâlâ içindir. Salât ve selâm, insanları dalâletten, sapıklıktan hidâyet ve kurtuluşa götüren Peygamberi Muhammed aleyhisselâm, Âli, Eshâbı, Peygamberlerden olan kardeşleri ve mukarreb melekler üzerine olsun!

 Dostlarım ve talebem böyle bir kitabın yazılması için çok rica ve ısrar ettiler. Sözleri ve işleri koruyucu, gizlileri ve kalblerde olan­ları ve niyetleri bilici, istediği şey'i kolaylaştırıcı, ni'met ve ihsan edici ancak Allahü teâlâ'dır. Kalbleri gösterişten, nifak ve ihlâssızlıktan temizlemek, günahları sevaba tebdil etmek için yalvarmak ve sığın­mak yalnız Allahü teâlâ'yadır. «Cenâb-ı Hak ve Kâdir-i mutlak haz­retleri günahları afvedicidir.» Gâfir sûresi, üçüncü âyet-i kerîme­sinden anlaşılan bu ma'nâ, günah ve hatâları mağfiret ve kulların tevbesini kabul edicidir.

 Yukarıda geçen dost ve talebelerimin farzları, sünnetleri ve edebIeri öğrenme hususunda gayretlerini görünce, onlara faydalı olmak ve âhirette kurtulmak ümidiyle, sâlihlerin, din büyüklerinin ahlâk ve yolunu bu kitabda topladım ve ismini Gunyetün li-tâlibi tarîkı'l-hak koydum. Ya'nî hak yolunu isteyen talebe için yeterli bilgileri ihtiva eden bir kitabdır. 

  Gavs-i Samedânî, mahbûb-i sübhânî, Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni'nin (kuddise sirruh) GUNYETÜ'T-TÂLİBÎN kitabının Türkçeye çev­rilmesini nasîb eden Rabbime, bu kitabdaki harflerin sayısınca, sev­diği ve beğendiği gibi hamd ü senalar olsun. İlmimin azlığı, aklımın kısırlığı, kalbimin körlüğü ve nefsimin azgınlığı sebebi ile, çevirme es­nasında yanlışlar vâki' olduysa, önce afvedenlerin en büyüğü olan Al­lahü teâlâ'dan, sonra Habîbi Peygamberimiz Muhammed Mustafâ'dan (sallâllahü aleyhi ve sellem) ve bu kitabı yazan ilim ve ma'rifet gü­neşinin yüksek ruhundan, sonra da okuyuculardan, beni afvetmelerini dilerim.

 Yâ Rabbi, hatâ, kusur ve günahlarımı sevgimin ve hüsn-ü niyyeti-min hürmetine afvet. Yâ Rabbi!

 Bu kitabı okuyan mü'minlere merhamet eyle. Habîbini ve bu ki­tabın müellifi Gavsü's-sakaleyn Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî'yi şefa­atçi kıl.

 Yâ Rabbi, seni düşünmeyen gönülden, ibret için bakmayan göz­den, fâideli olmayan sözden, hakkı duymayan kulaktan, sana gelme­yen ayaktan, isminle tutmayan elden, seni zikretmeyen dilden sana sığınırız. Yâ Rabbi, sen bize hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak tanıt. Gü­nahlarımızı afv, tevbelerimizi kabul eyle, her iki dünyada sevdiklerin­le beraber bulundur!

 Allahü teâlâ kalblerimizi ehl-i sünnet itikadı ile süsledikten son­ra, kendi sevgisiyle ve sevdiklerinin sevgisiyle doldursun. Dünyadan yuz çevirip kendi ile bulundursun.

 Hepimizi islâm dîninin hizmetçisi eylesin. Bu düâyı Habîbinin (aleyhissalâtü vesselam) hürmetine kabul buyursun. Âmin!  Gunyetut Talibin

  1. Fârûk Meyan

İÇİNDEKİLER:

(Mevzûların karşısındaki rakamlar sahife numarasıdır)

Önsöz 5

Müellifin önsözü 14

Başlangıç 15

Abdestin farzları 15

Abdestin sünnetleri 16

Zekât 17

Oruç 19

İ’tikâf 19

Hac 20

Medine-i Münevvere’yi ziyaret 20

Selâmlaşmak 21

Ayağa kalkmak 22

Aksırmanın edebi 22

Peygamberlerin hasletleri 23

Beyaz saçları yolmak 24

Tırnak kesmek 25

Başın bir kısmını traş edip, bir kısmını bırakmak 25

Saçı siyaha boyamak 26

Sürme sünnettir 26

Güzel kokulu yağ sürmek 27

Sefer ve hazerde lâzım olan yedi şey 27

Kötü huylar 27

Bir eve girerken izin istemelidir 28

Sağ ve sol eller ile yapılması sün­net olan şeyler 29

Yeme ve içmenin edebleri 29

Her zaman ve gusül ederken çıp­lak olmak yasaktır 35

Yüzük ve mühür 36

Demir ve pirinçten yapılan mühür mekruhdur 37

Mührü sol elin serçe parmağına takmalı 37

Helâ ve istincâ 37

Su ile istincâ 38

Necâsetin yayılması 39

İstincâ nasıl olur 39

İstincâ ne zaman lâzımdır 39

Abdest alırken okunacak Dualar 41

Giyinmenin edebleri 43

katmanın edebleri 45

Eve girme, halâl kazanma ve vah­det 47

Yolculuk ve arkadaşlık 51

Sohbetin (arkadaşlığın) edebleri 51

Hayvan ve kölenin hayasını çıkar­mak caiz değildir 53

Mescidlerde yapılması caiz olma­yan şeyler 54

Sesler ve avazlar 54

Hayvanlardan öldürülmesi mübah olanlar ve olmayanlar 56

Anaya-babaya ihsân 59

İsim ve künyelerden sünnet ve mekruh olanlar 60

Kızan kimse ne yapmalıdır 61

Duanm edebleri 63

Hummaya yakalananın taşıyaca­ğı şey 63

Kadın doğum esnasında güç hâ­le düserse 64

Nazar değmesi 64

Yabancı kadınlarla bir arada otu­rulmaz 65

Köle ve câriyelere iyi davranmalı­dır 66

Düşman toprağına mııshafla git­mek mekruhdur 66

Aynaya bakmak sevabdır 66

Beden veya bir parçası ağrırsa 66

Havra, kilise gördüğü, boru ve çan sesi işittiği zaman 67

Çarsı ve pazara girince 67

Dertli ve elemli kimseyi görünce 67

Hastayı ziyârete gidip ölü olarak bulursa 67

Ölüyü kabre koymak 68

Nikâhın edebleri 38

Velîme sünnettir 77

Nikâh akdi şartlarının tamamen bulunması 78

Emr-i ma’ruf ve nehy-i münker 79

Nehy-i anil münker ne zaman ya­pılır 81

Emr-i ma’ruf ve nehy-i münkerdeki beş şart 81

Emir ve nehye gücü yeten için en iyi iş 83

Nehy-i münkerde beşinci şartın hükümleri 83

Allahü teâlâ’yı tanımak 86

Kur’ân-ı kerîm Allah kelâmıdır 88

Allahü teâlâ'nın doksandokuz is­mine inanmak 90

İman dil ile ikrar, kalb ile tasdik­tir 91

İmanlı olduğu halde büyük günah işleyen 94

Kaza ve kaderin hayır ve şerrine îman 95

Peygamberimiz mi’rac gecesi Al­lahü teâlâ’yı gördü 97

Münker ve Nekir, peygamberler­den başkasına gelir 98

Öldükten sonra dirilmeye inan­mak farzdır 102

Büyük giinah işleyenlere şefaat vardır 102

Cehennem üzerinde sırat vardır 104

Resûlüllah’m kıyâmette havzı vardır 105

Cennet ve Cehennem mahlûktur ve vardırlar 108

Hazret-i Muhammed son peygam­berdir 109

Muhammed aleyhisselâmın üm­meti bütün ümmetlerden hayır­lıdır 111

Bid’at sahihlerinin alâmetleri 119

Allahü teâlâ için câiz olmayan sı­fatlar ve yine Allahü teâlâ için câiz olan ve olmayan şeyler 120

BOZUK FIRKALAR 122

Yetmişüç fırkanın aslı On’dur 124

Hâricilcr için olan isim ve lâkablar 125

Hâricîler onbes fırkadır 126

Şiîler 127

Râfıziler 128

Gâliyye oniki fırkaya ayrılır 128

Zeydîler altı fırkaya ayrılır 129

Râfıda ondört fırkaya ayrılır 129

Zeydîler 132

Râfıziler 132

Mürcie onbir fırkaya ayrılmıştır 134

Mu’tezile ve Kaderiyye’nin sözleri 136

Müşebbihenin sözleri 139

KUR’ÂN-I KERÎM HAKKINDA VAZ VE EÛZÜ OKUMAK 142

Eûzii ne demektir 143

Şeytan, Allahü teâlâ’dan ve her iyilikten uzaktır 144

Eıızii ile kulun istifadesi 145

Şeytanın korktuğu ve kaçındığı şeyler 146

Şeytan ile savaşırken olan yar­dımcılar 147

Kalbe gelenler ikidir 151

Kalbdeki düşünceler 151

Nefs ve rûh 153

Eûzü’nün çeşitleri 153

Şeytanla içten çarpışma 154

Besmele’nin içinde bulunduğu âyet-i kerîme 157

Süleyman aleyhisselâm ile Belkis hikâyesinin anlatılma sebebi 162

BESMELENİN ÜSTÜNLÜĞÜ 165

Besmelenin diğer bir fazileti 166

Besmelenin tefsiri 168

Bismillah diyen, Allahü teâlâ’nın afvına kavuşur 169

Bismillâb, söyliyenin gıdasıdır 169

Bismillâh demek 170

Besmele ile şeytana muhalefet 170

TEVBE 171

Hangi günahlardan tevbe lâzımdır 172

Kiiçiik günahların sayısı çoktur 173

Tevbenin şartları ve nasıl olacağı 181

Tevbe edenin cinâyet miktarını bildirmesinin lüzumu 192

Kul hakkından kurtulmak ve hak­ka ibâdet için çok uğraşmak 192

On şey’i farz görmeyince vera’ ta­mam olmaz 199

Bir anda günahların hepsinden tevbe olmazsa, bâzısma tevbe et­mek câizdir 200

Tevbe hakkında haber ve hadîs­ler 203

Tevbe hakkında bir fası'l 206

Tevbe hakkında bir başka fasıl 208

Tevbenin kabulü dört şey ile bili­nir 211

Tarikat büyüklerinin tevbe hakkındaki sözleri 212

TAKVÂ 215

Allahü teâlâ’nm katında en iyi­niz, en müttaki olanınızdır âyet-i kerimesi 215

Takvâ yolu 220

Allahü teâlâ insanları tevhid ve tâatine çağırıyor 222

CENNET VE CEHENNEM 224

Cehenneme küfür, Cennete îman ile girilir 224

Cehennem ve Cennetteki şeyler 230

Cehennem köprüsü ve Cennet 242

Cennettekilerin hâli 254

RECEB AYININ ÜSTÜNLÜĞÜ 259

Receb-i şerifin diğer adları 260

Receb-i şerifin fazileti 267

Receb’in ilk gün ve gecesinin fa­zileti 268

İhyâsı müstehab olan mübârek geceler 269

Receb ayında kılınacak namaz 270

Receb’in ilk perşembe günündeki oruç 271

Receb’in yirmiyedinci günündeki orucun fazileti 272

Orucun edebleri ve yasakları 273

Receb ayında Dua makbûldür 275

Şa’ban-ı şerif ve onbeşinci gecesi 278

Allahü teâlâ her şeyden dört şeyi onlardan da birini seçmiştir 280

Sa'ban kelimesinin harfleri 281

Berât gecesi ve fazileti 282

Berât gecesi denmesinin sebebi 287

Ramazan-ı şerifin üstünlüğü 291

Ramazanın ma’nâsı 293

Kur’ân-ı kerîm’in içinde indiği şehr-i ramazan âyet-i kerimesi 294

Sehr-i ramazanın üstünlüğü 294

Ramazan-ı şerifin üstünlüğü hak­kında bir fasıl 296

Ramazan kelimesi 299

Seyyid-i beşer ve seyyid-i arab 300

Kadir gecesinin üstünlüğü 300

Kadir gecesini aramak 302

Kadir ve Cum’a gecelerinin üs­tünlüğü 307

Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâma beş gece verdi 305

Kadir gecesi nasıl tanınır 307

Teravih namazı sünnettir 307

Cemâatle terâvih namazı ve sesli okuma 309

Fasıl — «Melekler ve Rûh yeryü­züne iner» âyet-i kerîmesi 310

Fıtır günü - Ramazan Bayramı 311

Bayram 313

Dört kavmin dört bayramı 314

Mü’min ve kâfir bayramları 318

Bayram iyi yemek ve iyi giymek değildir 318

ZİLHİCCENİN İLK ON GÜNÜ­NÜN ÜSTÜNLÜĞÜ 320

Beş peygambere verilen on şey 322

Zilhiccenin ilk on gününe ta’zim ve saygı 324

Fecr sûresindeki yeminler 325

Terviye günü 325

Haccın fazileti 326

Terviye gününün adındaki ihtilâf 329

Arefe gününün üstünlüğü 331

DİN 332

«Bugün dininizi ikmâl eyledim» âyeti 332

Arafat denmesinin sebebi 333

Arefe günü ve gecesinin şerefi 335

Arefe günündeki oruç ve namaz 238

Resûlüllahın arefe günündeki duâsı 339

Fasıl — Rabbenâ âtinâ duâsının fazileti 339

Kurban bayramı ve üstünlüğü 341

Rabbin için namaz kıl ve kurban kes âyeti 342

Dua 345

Kurban 347

Bayram namazına gidiş ve dönüş 349

Kurban bayramının ve kurbanın üstünlüğü 350

Eyyâm-ı teşrik 351

Kıır’ân-ı kerîm’de bâzı şeylere zi­kir denmiştir 361

Aşûra gününün fazileti 352

Fasıl — Aşûra gününün fazileti hakkında 355

CUM A GÜNÜ 357

Cum’a gününün üstünlüğü 358

Cum’a günündeki boy abdesti 361

Fasıl — Cum’a gününün fazileti hakkında 363

Cum’a gününde salâvat okumak 364

Cum’a gününe niçin Cum’a denil­miştir 364

BÜTÜN İBADETLER TEVBE KALB TEMİZLİĞİ VE İHLASTAN SONRA MAKBUL OLUR 366

Abid ve arifler her hâlde riyâ ve ucubdan sakınmalıdır 369

Beyd günleri ve üstünlükleri 374

Bütün sene oruç tutmak 375

Orucun üstünlüğü 376

Gece ibâdetleri ve Dualar 378

Resûlüllah’ın gece namazı 380

Gece namazı hakkında fasıl 381

Evvâbîn namazının fazileti 382

Akşamla yatsı arasında yapılan şeyle Resûlüllah’ı rü’yâda gör­mek 384

Yatsı namazından sonraki namaz 386

Vitrin gecenin sonunda kılınması­nın üstünlüğü 386

Fasıl — Gece namazı hakkında 388

Bütün gece ibâdet edenler 390

Fasıl — Gece ibâdetleri hakkında 390

Gece namazına devam 391

İbâdet edicilerden olmak için 392

Gece ibâdetine yardımcı şeyler 392

Gece ibâdet edenin gece sonunda uyuması 393

Gece namaz kılmayan kimse 394

Gündüz tâatleri 394

Kuşluk namazı 396

Öğlenin farzından önceki ve son­raki namazlar 398

Öğle ve ikindi arası 398

Fasıl — Nâfile ibâdetler hakkında 399

İkindi ile akşam arası yapılan ibâdetler 400

BEŞ VAKİT NAMAZ 401

Namaz farzdır 401

Beş vakit namazı en önce kimler kıldı 402

Fasıl — Resûlüllah’m kılmakla emrolunduğu namazlar 402

Namaz vakitleri 403

Sabah namazının vakti 403

Öğle namazının vakti 403

İkindi namazının vakti 404

Akşam namazının vakti 404

Yatsı namazının vakti 404

Beş vakit namazın fazileti 405

Câmie gitmek, cemâat ve namazda huşû’un fazileti 407

Namazı vaktinde kılmanın üstün­lüğü 410

Namaz büyük iştir, korkusu bü­yüktür 412

Fasıl — Namazın mekrûh ve ya­sakları hakkında 414

Fasıl — Namazın hakikati 416

İmâma âid haller 418

Fasıl — İmam ve cemâatin neınaz- da riâyet etmesi icabeden hu­suslar 421

Cemâatin imâma uymağa niyyet etmesi lâzımdır 423

Fasıl — Namazda kusûr eden kim­seyi gören hakkında 423

Müezzinin yapması icabeden ge­rekli işler 427

Namazda huşu’, hudu’ ve Allah korkusu üzere olanlar 428

Seçilmişlerin namazı 430

Cum’a namazı 432

Yolculukta namaz 433

Cenâze namazı 434

Nâfile ve farz ibâdetler 436

Teşbih namazı 436

İstihâre namazı ve Duası 437

Fasıl — Çeşitli Dualar 437

Dua 438

TASAVVUF, AHLÂK 439

İrâde, mürîd ve murâd 439

Sofi ve mutasavvıf 443

Mürîd ve mürşid 447

Müridin piriyle edebleri 449

Müridin edebleri 454

Mürşidin edebleri 454

Tarikat kardeşleri ile sohbet 456

Yabancılarla sohbet 457

Zenginlerle sohbet 457

Fukarâ ile sohbet 458

Fakirin, fakirlik halindeki edebleri 461

Fakirin dilenmesi 461

Fakirin iyi geçinme edebleri 464

Fakirin çoluk - çocuğu ile olan edebleri 466

Fakirlerin yolculuktaki edebleri 466

MÜCÂHEDE 469

Mücâhedede esas olan şeyler 472

Mücâhede ancak murakabe ile te­mam olur 472

Allahü teâlâ’yı tanımak 472

Şeytanı tanımak 474

Nefs-i emmâreyi tanımak 475

Allahü teâlâ için ameli tanımak 477

Mücâhidlerin on hasleti 477

Tevekkül 480

Güzel ahlâk 484

Güzel huylu olmak 485

Şükrün esâsı 486

Sabrın esâsı 488

Rızânın esâsı 490

Sıdkın esâsı 495

MENAKIB VE MAKAMAT-I ABDÜLKADİR-İ GEYLANİ 497

 

Yazar: Seyyid Abdulkadir Geylani

Çeviren: A. Faruk Meyan, Süleyman Kuku

Sayfa Sayısı: 592

Boyut: 17 x 24 cm 

Basım Yeri: İstanbul

Kapak Türü: Ciltli

Kağıt Türü: Kitap Kağıdı

Dili: Türkçe 

 

 

Benzer Ürünler
Çerez Kullanımı

Wir verwenden Cookies, um Inhalte und Anzeigen zu personalisieren, Funktionen für soziale Medien anbieten zu können und die Zugriffe auf unserer Website zu analysieren. Außerdem geben wir Informationen zu Ihrer Verwendung unserer Website an unsere Partner für soziale Medien, Werbung und Analysen weiter. Unsere Partner führen diese Informationen möglicherweise mit weiteren Daten zusammen, die Sie ihnen bereit gestellt haben oder die sie im Rahmen Ihrer Nutzung der Dienste gesammelt haben. Ihre Einwilligung zur Cookie-Nutzung können Sie jederzeit wieder in der Datenschutzerklärung widerrufen.